Kesilen Hesap Pusulası / Cevat Öneş Bodrum Gündem yazıları…

Cevat Öneş
Cevat Öneş
  • 24.06.2019
  • 952 kez okundu

23 Haziran 2019 İstanbul Büyük Şehir Başkanlığı seçimi sonuçları, milletin kestiği bir Hesap Pusulasıdır. Milletin yaşamını etkileyen gelişmelerin ve Devletin yarınlarını da etkileyecek olan, yönetim duyarsızlıklarının süreklilik kazanmakta olduğu bir zaman diliminde, İstanbul seçmeninin ortaya çıkardığı irade, aynı zamanda “Türk Milleti’nin de iradesidir. Türkiye siyasal tarihinde, çok önemli bir yeni sayfayı açan seçim sonuçlarının, bazı önem kazanan noktalarıyla değerlendirilmesi yararlı olacaktır.

Cumhuriyet Vizyonu

Milletimiz için, Devletimiz için Cumhuriyet’in kurucu değerlerinin ve Cumhuriyet Vizyonunun kazandığı hayati öneme vurgu yapılması, karşılaşılmakta olan meselelerin anlaşılabilmesinin ve çözümlemelerinin temel şartlarındandır.

Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanması ve çöküşüyle sonuçlanan, ulusal-bölgesel-küresel gelişmelerin yarattığı yıkımdan, Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde, Cumhuriyetin anti-emperyalist, bağımsızlık iradesine dayanan direnişiyle, yeni-modern-bilime dayanan-halkçı (demokratik) devlet modeliyle çıkılabildiğinin unutulmaması gerekir.

22 Haziran 1919 tarihinde yayımlanan Amasya Genelgesi ile işaret fişeği atılan ve 23 Nisan 1920 tarihinde Türkiye Millet Meclisinin açılması, 29 Ekim 1923 tarihinde de Cumhuriyetin ilanı ile şekillendirilen Demokratik Sistemin geliştirilerek korunması, Millet ve Devlet olarak varlığımızın devamlılığı için bir “BEKA” meselemizdir.

1950-2002, 2002-2019 Süreci

1950 seçimleriyle çok partili hayata geçiş ve Demokrat Parti (DP) iktidarı değişikliği, Türkiye’nin demokratikleşme süreci içerisinde, tarihi önemini korumasına rağmen, 1950-2002, 2002-2019 süreçleri içerisinde, konjonktürel farklılıklarına rağmen, Eksik Demokrasi şartlarından çıkılamayışı ve Cumhuriyet Vizyonunu törpüleyen yönetim zafiyetleri sebebiyle, zamanımıza aktarılan, çözümleri zorlaşan sorunlar birikimi ile karşı karşıya kalınmıştır.

Küresel sistemde emperyalist güçlerin hâkimiyeti, küresel çıkar çatışmalarının sonuçları, küresel ekonomi ve küresel finansa bağımlılık, uluslararası ve ülkelerarası ittifakların nitelikleri gibi dünya gerçekliklerinin şekillendirmekte olduğu yapılar içerisinde sağlıklı kalınabilmesinin anahtarı, içselleştirilmiş Cumhuriyet Vizyonuna sadık kalınabilmesinden geçmektedir.

Kimlik Siyasetleri ve Kumpaslar

Emperyalist güçlerin ve ulus içi bağlantılarının, çıkarlarının korunabilmesi için; kimlik siyasetlerinin teşviki, etnik-din- mezhep farklılıklarına dayanan ayırımcı politikalar üretimi, çıkara dayanan yandaş kadrolar teşkili ile algı yönlendirmeleri yapılması, hukuk-adalet-güvenlik-sağlık-eğitim-medya gibi her alanda kadrolaşma, kurumsal yapıları liyakat sız ellerle çürütme, otoriter-oligarşik yapılar oluşturma, demokrasi ve ahlaki değerlerde yozlaşma yaratılması gibi sonuçlarının ortaya çıkardığı tablo, siyasetin- iktidar yönetimlerinin zihniyet ve uygulamalar bakımından olması gereken niteliklerinin önemini göstermektedir.

AKP iktidarı değişikliği; muhafazakâr-dindar kitlelerin demokratikleşme süreçlerine katkılarının geliştirilmesi ve temel sorunların çözümleri bakımından, 2002-2006 sürecinde pozitif beklentiler yaratabilmesine rağmen, 2007 yılında ortaya çıkmaya başlayan ve 2013 “Arap Baharı” gelişmeleriyle, kumpaslarla şekillendirilmek istenilen otoriter-oligarşik zihniyet ve sistem arayışları içerisinde, Cumhuriyetin kurucu değerlerinden uzaklaşma, millet iradesinin sınırlandırılarak, üretemeyen, sorunları derinleşen bir Türkiye manzarasını ortaya çıkarmıştır.

Şemdinli Umut kitapevi olayı (2005) ile emareleri görülen; Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk davaları ve türevleriyle gelişen FETÖ Kumpas süreçleri ise “Siyasal İslamcı” yönetim zihniyetinin, Devlet kurumsal yapılarında meydana getirdiği yıpranmaların sonuçlarından biri olarak, hala çözmekte zorlanmakta olduğumuz bir gerçekliğimizdir.

Cumhuriyetin kurucu değerlerini hedef alan İslamcı yönetim anlayışının, dış politikada içine girdiği çıkmaz sokak ile iç politikada uygulaya geldiği kimlikçi siyasetlerin ayrıştırıcı sonuçları karşısında, 31 Mart mahalli seçimleriyle ortaya çıkan sonuçlar, yeni bir toplumsal uyanışın işaretlerini vermiştir.

31 Mart-23 Haziran Seçimleri

31 Mart seçimleri ile ortaya İstanbul’da ortaya çıkan yaklaşık 14 binlik farkın, 23 Haziranda 806 bini aşması anlamlıdır ve tüm ayrıntılarıyla tarafsız olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.

Fatih, Eyüp gibi AKP’nin hakim olduğu ilçelerde de görülebilen tepkilerin, Türkiye genelinde de paylaşılmakta oluşu, Türkiye siyasetinin gelişimini de etkileyebilecek mahiyettedir. AKP bünyesinde hareketlenen tepkilerin, öncelikle AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’ı, zihniyetini ve ötekileştirişi tutumunu hedef aldığı bir gerçekliktir. Millet, Parti Devleti kurulması adımlarına hayır demiştir. Hak- Hukuk-Adaletin yok edilişi karşısında, tartışılmaz egemenlik iradesini göstermiştir. Demokratik-laik-ahlaki-etik değerlerle bütünleşmiş yeni bir ses, yeni bir bakış, yeni bir süreç ihtiyacını, güçlü bir şekilde ortaya çıkarmıştır. Cumhur İttifakı modelinin zihniyet-yönetim-iletişim anlayışını mahkûm etmiştir. Bir senesini dolduran Cumhurbaşkanlığı Hükümet modelini, tarihin çöplüğüne gönderici bir sürecin başlatıldığını da söyleyebiliriz.

Evrensel değerlerin değişim ve gelişim dinamiklerini bünyesinde bulunduran Cumhuriyet’in kurucu değerlerinin yarattığı enerjinin, 23 Haziran seçimiyle patlama yaptığı hususu, somut bir gelişmenin de işaretidir. Bu patlamanın, siyasal gelişmeler bakımından, yeni bir sayfa açtığının tespiti de önemlidir.

Cumhur İttifakı aktörlerinin yapmaları gereken özeleştirinin niteliği, AKP ve MHP bakımından olduğu kadar, bu eksenden kopabilecek yeni Hareketler bakımından da hayati bir meseledir. Öncelikle “Siyasal İslamcı”, “Dar Milliyetçi” felsefe ve pratiğinin reddedilerek, yeni bir demokratikleşme süreçlerinin başlatılabilmesi, varlıklarının devamlılığı için de kaçınılmaz gözükmektedir.

Millet İttifakı

Millet İttifakı’nın doğuşu ve gelişimi, çeşitli engellemelerle karşılaşılan, çok hassas bir süreci ortaya çıkarmıştır.

Nitelikli demokratikleşme süreçlerinde, sürekliliği zorunlu kılan, çoğulculuk içerisinde Demokrasi hedeflerinde bütünleşebilen-işbirliği şartlarını oluşturabilen, siyasi-sosyal-ekonomik-ortak yönetim gibi her meselede ilkesel birliktelikleri kurabilen, ülkenin bağımsızlığı ve bütünlüğü üzerinde tartışma yaratmadan, kimliksel farklılıkları bütünleştirebilen bir felsefi ve düşünce yapılarında uyumluluk sağlanabilmesi, mevcut duvarlar dikkate alındığında hayati önemi haizdir.

Bu süreçlerde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in ve kadrolarının aldıkları mesafe ile Ekrem İmamoğlu’nun diğer Büyükşehir Başkanlarıyla birlikte verdikleri yapıcı mesajların korunması, geliştirilmesi, demokrasimizin geleceği için hayati bir meseledir. Millet İttifakı dışında kalan siyasi partiler ve örgütlerle kurulabilen dayanışma ve işbirliği çalışmaları da, demokrasimizin güçlendirilmesi yönünden umut vermektedir.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun, seçim sonrası yaptıkları konuşmalar, toplumsal enerji patlamasına sebep olan ihtiyaçları karşılayabilecek niteliklere sahip gözükmektedir.

İdeolojik ve ekonomik farklı yaklaşımların, nitelikli demokrasi ilkeleri ve evrensel değerler bütünlüğü içinde kurumsallaşarak, hukuki yapılarla, somut uygulamalara dönüştürülebilmesi, İnsani Demokrasi şartlarını da hazırlayan, zorunlu süreçlerdir.

Örgütlü Kara Propaganda

FETÖ’nün Kumpaslar döneminde, 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra, Cumhur İttifakı’nın ülkenin BEKA ’sına dayandırılan seçim çalışmaları boyunca,  son seçimlerde de, Ana Muhalefet partisi dâhil tüm muhalefeti ötekileştirici, yasal ve ahlaki olmayan propaganda çalışmalarında devlet kurumsal yapılarının yanı sıra, geniş bir medya ağının ve çeşitli örgütlenmelerin yer alışı düşündürücüdür. Bu zihniyet ve yapıdan, süratle kopuşun sağlanması, demokrasimiz ve vatandaşlarımızın haklarının korunabilmesi için öncelikli meselelerdendir.

Kürt Meselesi

Türkiye’nin öncelikli ve önemli sorunlarından olan Kürt sorununun, gelişen konjonktürlere göre iç ve dış politikada, seçim-iktidar olma malzemesi olarak kullanılmaya devam edilmekte oluşu karşısında hayrete düşmemek mümkün değildir. Cumhur İttifakının, özellikle bu konuda ki bilinen hassasiyetine rağmen, HDP’nin Millet İttifakı’na olan desteğinin engellenebilmesi için sergilenen senaryonun niteliği, kurumsal önemli yetersizlikleri de açığa çıkarmaktadır.

HDP Yönetimi ve Selahattin Demirtaş’ın; demokrasi cephesinde yer almaları, teröre karşı barışçı politikalar üretilebilmesi ihtiyacına yapmakta oldukları vurgular, çağrılar, Türkiye Partisi olabilme gayretleri, bazı eksikliklere rağmen, önemini artırarak korumaktadır. Türkiye’nin bütünlüğünün, Millet Birliğinin korunması ve savunulmasının çözüm anahtarının, nitelikli demokratikleşme, Hukukun üstünlüğünün şekillendirdiği kurumsallaşma ve eşit vatandaşlık haklarının hayata geçirilmesi gerçeğinde bulunduğunu görebilmeliyiz. Emperyalist güçlerin, küresel-bölgesel-ulusal politikaları içerisinde, Kürt unsurlarını araç sallaştıran yaklaşımlarındaki süreklilik ve gelişmeler, tüm Türkiye siyasetleri ve ilgili aktörler bakımından, ivedilikle yeni çözümleyici değerlendirmeler yapılmasını zorunlu kılmaktadır.

Sonuç

Türkiye’nin temel sorunları, tartışmasız şekilde, nitelikli demokratikleşme ve kurumsallaşma ile çözülebilir. Halkımız 23 Haziran seçimleriyle, toplumsal ihtiyaçlar manifestosunu yazmıştır. Siyasi iktidarın ve tüm muhalefetin, nitelikli demokratikleşme adımlarına kazandırabilecekleri süreklilik, kararlılık, kurumsallaşma başarısı, çözümleyici sonuçlar alınabilmesinin, öncelikli temel meselelerimizdendir.

Cevat Öneş

24 Haziran 2019 Bodrum

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ