enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp

GEÇMİŞE TAKILI KALMAK / Çetin Doğan Bodrum Gündem yazıları…

GEÇMİŞE TAKILI KALMAK / Çetin Doğan Bodrum Gündem yazıları…

Bazı insanlar saplantı halinde geçmişe takılı kalır. Geçmişin hasreti çağdaşlaşma ülküsüne esin kaynağı olabiliyorsa, elbette yararlıdır. Diğer yandan ders almak, ileriye doğru adımlar atabilmek için geçmişi çok iyi çözümlemek gerekir. Bir insanda, çağını değil geçmişi yaşama istemi tutku haline haline gelmişse, bu büyük bir hastalıktır.  Bu tür takıntılı insanların ülkelerini, uluslarını yönetme erkini ele geçirmeleri toplumsal tehlikeler doğurur. Yeterli gücü elde ettiklerinde yönettikleri toplumu ayrıştırır, çıkmaz sokaklara, kaosa sürükler.

Günümüzde çağdaş dünyanın değerlerine yabancı, ‘ümmet’ takıntısında olan bazı kimselerin  ‘halifeliğe’ güzelleme yaptığına tanık oluyoruz. Bu tür hezeyanları, zorlama ile ‘düşünce özgürlüğü’ bağlamında belki önemsemeyebilirsiniz. Toplumun esenliği için tehlikeli olan ise, bu tür vaazlarda bulunanlara, yönetenlerin itibar etmesidir. Bu yolda vardığımız nokta, yaklaşık 150 sene önce padişah olan ve de 33 yıl süren saltanatında ‘Kızıl Sultan’ olarak nam yapmış bir despotun bugün ‘Cennet Mekân Sultan’ kisvesine büründürülmesidir. Kisve demişken bu arada Abdülhamid’in ilk kravat takan, Osmanlı Devleti’nde ilk içki (Rakı/Şarap) fabrikalarını ve de ‘Genelevi’ kurduran padişah olduğu, zatı şahanelerinin oldukça fazla miktarda rom tükettiği gerçeğinin üzeri karartılır.

Abdülhamid’e ve devrine duyulan özlem adeta şehir efsanesine dönmüş, Tanzimat Döneminde yapılan eserlere bile onun adı verilmeğe başlanmıştır. Örnek olarak, kendisi üç yaşındayken babası Sultan Abdülmecit tarafından (1846) yaptırılan Haydarpaşa Askeri Hastanesinin ismi ‘İstanbul Sultan Abdülhamid Han Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne dönüştürülmüştür.

‘Cennet Mekân Sultan’ dönemine takıntılı olanların aynı zamanda Demokrat Partinin (DP) iktidarda olduğu 1950-1960 yıllarını da ‘devri Saadet’ olarak algıladıkları görülmektedir. Bu güzellemenin nedeni, bu dönemde devleti devrimci rotasından çıkartmak için ciddi adımların atılmış olmasıdır.  Bu bağlamda günümüzdeki gelişmeleri çözümlemede çok yardımcı olacağını değerlendirdiğim araştırmacı yazar Sayın Turan Akıncı’nın internet taramalarından derlediği tespitlerini önemli satırbaşları olarak sıralayalım. (Şey: Tarih Tekerrür mü ediyor? Demokrat Parti Dönemi, 16 Aralık 2018)

Başlıklar halinde verilen olayların detaylarına inildiğinde, ülkemizde yaşadığımız olumsuz gelişmelerin kaynağında, yöneticilerin çağın ve aklın gereklerini bir tarafa bırakıp, eylem ve söylemlerinde geçmişe takılı kalmalarından kaynaklandığı daha iyi anlaşılacaktır.

16 Haziran 1950: 14 Mayıs seçişleri ile iktidara gelen DP’nin ilk icraatı, Türkçe okunan ezanın tekrar Arapça okunmasını sağlamak oldu.

5 Temmuz 1950: Radyodan dini programlara ilişkin yayın yasağı kaldırıldı.

3 Aralık 1950: Arap harfleriyle eğitim yapan dershanelere izin verildi.

8 Ağustos 1951: Halkın aydınlanmasında önemli işlevi bulunan Halk Evleri ve İş Bankasının Atatürk’ün vasiyeti ile CHP verilen hisseleri hazineye devredildi.

4 Kasım 1951: İlkokulların ders programlarına din dersi konuldu.

8 Ekim 1952: Balıkesir’e giden CHP lideri İnönü’yü Vali kent dışında karşılayarak kente girmemesini, girerse olaylar çıkabileceğini ve kendisinin sorumluluk almayacağını belirtti. İnönü gezisinden vazgeçti.

24 Aralık 1952: Anayasada bulunan Türkçe kelimler Osmanlıca kelimelerle değiştirildi. Ayni paralelde resmi yazışmalarda Türkçe kelimeler yerine Arapça ve Farsça kelimeler kullanılmaya başlandı.  Bakanlık yerine Vekalet, Genelkurmay Başkanlığı’nın adı yerine “Erkan-ı Harbiye Umumiye Reisliği” adını aldı.

21 Temmuz 1953: Profesörlerin politika ile uğraşmalarını yasaklayan kanun kabul edildi.

27 Ocak 1954: Türk Toplumunun aydınlanma meşalesi Köy Enstitüleri kapatıldı.

8 Mart 1954: Basını sıkı kontrol altına alan ve basın suçlarına yönelik cezaları yükselten Basın Kanunu kabul edildi. Hakaret suçuyla yargılananlara iddialarını mahkemede ispat hakkı tanınması isteği reddedildi.

30 Mayıs 1954: Osman Bölükbaşı’nı seçen Kırşehir, ceza olarak il olmaktan çıkarılıp ilçe yapıldı.

14 Haziran 1954: Seçimlerde CHP’ye oy veren Malatya ceza amacıyla bölünerek Adıyaman ili kuruldu.

21 Haziran 1954: Demokrat Parti kendi kadrolarını kurmak için devlette tasfiyeye yöneldi.

7 Ağustos 1954: Millet gazetesi sahibi Fuat Arna, Adnan Menderes’e hakaret ettiği için tutuklandı.

18 Ağustos 1954: Millet gazetesi yazarı Nurettin Ardıçoğlu ile yazı işleri müdürü Hüsnü Söylemezoğlu gazetede çıkan bir yazıdan dolayı 7’şer ay hapis cezasına çarptırıldılar.

23 Eylül 1954: Hüseyin Cahit Yalçın, Cemal Sağlam, İbrahim Cüceoğlu tutuklandılar.

1 Aralık 1954: Hüseyin Cahit Yalçın, Hükümetin hakaret ettiği gerekçesiyle. 26 ay hapse mahkûm edildi ve 79 yaşında hapse girdi.

8 Nisan 1955: Döviz bulunamadığı için kahve ithalatı yapılamadı. İstanbul’da hane başına 100 gram kahve dağıtımına başlandı. Kahve alanlar, muhtarların hazırladığı listeleri imzaladı.

20 Mayıs 1955: Akis dergisi yazı işleri müdürü Cüneyt Arcayürek tutuklandı.

23 Haziran 1955: Hükümete muhalif Akis Dergisi’nin yazı işleri müdürü Cüneyt Arcayürek “Hükümetin nüfuzunu kıracak neşriyat yapması ve bu suçu işlemekte devam etmesi ihtimalinin bulunması” gerekçesiyle 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.

20 Temmuz 1955: Polis CHP Isparta İl Kongresini dağıttı. Dönemin CHP Genel Sekreteri Kasım Gülek kürsüden indirildi.

5 Ağustos 1955: Karadeniz gezisine çıkmış olan CHP Genel Sekreteri Kasım Gülek, Sinop’ta tutuklanarak İstanbul’a getirildi.

6 Eylül 1955: Atatürk’ün evine bomba atıldığı haberi üzerine, çok önceden planlanan gösteriler, kısa zamanda Rum vatandaşların işyeri ve evlerine yönelik yağmaya dönüştü.

7 Eylül 1955: Hükümet bu olayları muhaliflerinin üzerine yıkmak, onlardan da kurtulmak amacıyla olayları komünistler tezgahladı söylemiyle İdam talebiyle yargılanması öngörülen bu kişiler arasında Aziz Nesin, Kemal Tahir, Dr. Can Boratav, Asım Besirci, Hasan İzzettin Dinamo da bulunuyordu.

16 Eylül 1955: Sabah Postası gazetesi kapatıldı yazı işleri müdürü Orhan Rahmi Gökçe tutuklandı.

19 Eylül 1955: DP karşıtı yayınlarından dolayı Ankara’da Ulus Gazetesi süresiz kapatıldı.

15 Ekim 1955: ‘İspat hakkı’ resmen kaldırıldı. Siyasilere hakaret suçuyla yargılananların iddialarını ispat etme hakkı ellerinden alındı.

2 Mart 1956: Gazeteci Şinasi Nahit Berker ilk defa Cumhurbaşkanına hakaretten yargılanarak 1 yıl hapse mahkûm oldu

8 Nisan 1956: Başbakan Adnan Menderes muhalefeti, siyasi sapıklık, sahte ihtilalcilik, inkarcılık, adi ve alçak iftiracılık, sahte hürriyetçilik ve tedhişçilikle suçladı. (Bu tarihten sonra İktidar ve muhalefet arasındaki ilişkiler bütünüyle tırmanmağa başladı.)

31 Mayıs 1956: CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, “Adım adım mutlakıyete gidiyoruz” dedi.

14 Haziran 1956: CHP Genel Sekreteri Kasım Gülek, TBMM’nin manevi şahsına hakaret ettiği gerekçesiyle 1 yıl hapse ve 4 ay Bursa’da ikamete mahkûm oldu.

13 Ağustos 1956: Bakanlar Kurulunca ortaokullarda din dersi okutulmasına karar verildi.

28 Eylül 1956: Parasızlıktan Maliye, İstanbul’da hazineye ait 10 bin arsa ve 500 binayı satışa çıkardı.

11 Mayıs 1957: Gazeteci Nusret Safa Coşkun ve Rıfat Ekinci birer yıl hapse mahkûm oldular.

19 Mayıs 1957: Kayseri’de halka yaptığı açıklamada Menderes, “DP’nin iktidarda olduğu yedi yıl içinde 15.000 yeni cami inşa ettik” dedi.

2 Temmuz 1957: Cumhuriyetçi Millet Partisi (CMP) Genel Başkanı ve Kırşehir Milletvekili Osman Bölükbaşı tutuklandı.”

6 Temmuz 1957: Hükümet, İstanbul Gazeteciler Sendikası’nı kapattı.

20 Ekim 1957: Menderes Adana’da yaptığı seçim konuşmasında “İstanbul’u ikinci bir Mekke, Eyüp Sultan camiini de ikinci bir Kâbe yapacağız” dedi.

27 Ekim 1957: Çoğunluk sistemiyle yapılan genel seçimlerde sonucunda oyların %47,9’unu alan DP 424, %41,1’ini alan Ana Muhalefet Partisi CHP: 178 milletvekili çıkarmıştır. Diğer partilerden CMP 4, Hürriyet Partisi (HP) 4 olmak üzere parlamentoya toplam 610 milletvekili seçildi. (Toplam oyların %47,9’unu alan partinin Parlamentoda mevcut koltukların %69,5’ini sahiplenmiş!)   

27 Ekim 1957: Seçim sonuçları tartışmalara neden olmuş. En vahim olaylar Gaziantep’te yaşanmış, seçimi ilkönce CHP’nin kazandığı ilan edilmiş, sonra bu karar değiştirilmiştir. Bu olayın yarattığı tepkiler üzerine kentin üstünde askeri uçaklar uçuruldu.

29 Ekim 1957: Seçim günü Mersin’de bir CHP’linin öldürülmesi olayına yayın yasağı konuldu.

1 Kasım 1957: Yeni meclisin toplanacağı bugün halkın tepkisinden çekinen iktidar başta meclisin çevresini tanklarla çevirmek dahil kentin tüm önemli noktalarına askerî birlikler yerleştirdi.

10 Mart 1958: Demokrat Parti örgütlerinin Ramazan ayı boyunca camilerde düzenlediği mevlitlerin propaganda amacıyla devlet radyosundan naklen yayını uygulaması başlatıldı.

30 Nisan 1958: Et sıkıntısını gidermek için Yeni Zelanda’dan koyun eti dışalımı yapıldı.

2 Ağustos 1958: IMF önerisiyle, Cumhuriyet tarihinin en yüksek orandaki devalüasyonu yapıldı. 1 dolar 2,80 TL’den 9 TL’ye çıkarıldı. Devalüasyon oranı yüzde 221 oldu.

4 Ağustos 1958: IMF’den ilk borç alındı. IMF Türkiye’ye 250 milyon dolar kredi verdi.

6 Eylül 1958: Başbakan Adnan Menderes, “İdam sehpalarında can verenlerden ders alsalar ya…” diyerek muhalefeti tehdit etti.

7 Eylül 1958: CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, “Sehpalar kurulursa nasıl işleyeceğini kimse bilemez” diyerek başbakana cevap verdi.

21 Eylül 1958: Başbakan Menderes, CHP’nin parti olmadığını, İsmet İnönü’nün siyaseti bırakması gerektiğini, basının istediğini yazamayacağını söyledi

22 Eylül 1958: İnönü, “Demokrasiye paydos demeye Demokrat Parti Genel Başkanının gücü yetmeyecektir” şeklinde cevap verdi.

12 Ekim 1958: Başbakan Adnan Menderes yurttaşlara muhalefetin kin ve husumet cephesine karşı bir “Vatan Cephesi” kurmaları çağrısında bulundu. Vatan Cephesine katılanların ismi saatlerce radyolarda okunmaya başlandı.

19 Ekim 1958: Başbakan Menderes, Said-i Nursî’nin yaşadığı Emirdağ’da Nurcular tarafından hilafet ve saltanatı temsil eden iki tuğralı, yeşil bayrak açılarak karşılandı.  Menderes Risale-i Nurların ilk kez serbestçe basılması için talimat vermiş ve kâğıt tahsisi yapmıştır.

30 Kasım 1958: DP hükümeti Adalet Bakanı Esat Budakoğlu sekiz yıllık hükümet dönemi içerisinde 811 gazeteciye toplam 57 yıl hapis cezası verilmiş olduğunu açıkladı.

2 Mart 1959: Müsteşarı Ahmet Salih Korur, Eyüp Sultan Cami’sinin avlusunda büyük bir iftar yemeği verdi.

30 Nisan 1959: İsmet İnönü’nün Uşak gezisinde olaylar çıktı. İnönü’nün Kurtuluş Savaşı’nda karargâh olarak kullandığı evi ziyaret etmesi, Uşak Valisi tarafından önlenmek istendi. Valinin bu yasadışı buyruğunu kabul etmeyen Emniyet Müdürü ve Jandarma Komutanı aynı gün görevden alındılar. Polis, halkı dağıtmak için göz yaşartıcı bomba kullandı.

7 Kasım 1959: CMP lideri Osman Bölükbaşı 10 ay hapse mahkûm oldu.
23 Ekim 1960: Demokrat Parti iktidarında okuma yazma bilenler yüzde 41’den yüzde

39’a düştü.

5 Ocak 1960: Mersin’e gitmekte olan Menderes’in önüne Tarsus’ta elinde kasap bıçağı olan Ali Bayat adlı bir şahıs çıktı ve bacaklarının arasına sıkıştırmış olduğu beş yaşındaki çocuğu göstererek “uçak kazasından kurtulduğunuz için oğlumu size kurban edeceğim” dedi, son anda engellendi.

5 Ocak 1960: Said-i Nursî’nin doğu illeri valilerine bir mektup yazdı. “Şark bölgesinde komünistliği 60 bin Nursî sayesinde önlemekteyim. Nasıl ki Arapça ezan okutturduk ve bu sayede Müslümanları Demokrat Parti cephesinde topladığımız malumunuzdur. Şimdi de dağıttığımız bu Risale-i Nurlarla komünizmle ve masonlukla savaşacağız.” 

12 Nisan 1960: DP Grubu yayımladığı bildiri ile CHP’yi silahlı ve tertipli ayaklanmalar hazırlamakla, bir kısım basını da bunu yalan ve çarpıtılmış haberlerle desteklemekle suçladı.

18 Nisan 1960: CHP’nin Orduyla birlikte hareket ettiği ve bir ihtilal peşinde olduğunu düşünen Demokrat Parti, bu iddiaları araştırması için Tahkikat Komisyonu kurdu.

27 Nisan 1960: Meclis bünyesinde kurulan 15 üyeli Tahkikat Komisyonuna ek yetkiler veren kanun, uzun ve çetin tartışmalardan sonra kabul edildi

Sonuç olarak, yukarıda başlıklar halinde verdiğimiz elli altmış yıl önce yaşananların, yurdumuza dayatılan sosyal/ekonomik alt yapının temel taşlarını döşemeğe başladığı açıkça görülmektedir. Şimdilerde, devletin kapılarından T.C.yi sökme hamlesi, bir bakıma Türk Toplumunu ulus devlet kimliğinden soyutlama amacının son simgesel gayretidir.

Bütün bu gayretlere rağmen, ulusumuzun kendi iradesi ile çağdaş değerlere sahip çıkacağına inanıyorum. Türk Halkı, çağdaş değerleri büyük ölçüde benimsemiş, sosyal/ekonomik ve kültürel açıdan Batı ile entegrasyonunda önemli bir mesafe almıştır. Sosyal ve kültürel yönden çağın gerisindeki yaşam tarzına özlem duyan ve bu yolda dayatmalarda bulunan yönetimlerin son bulması kaçınılmazdır.  Gidişlerini hızlandıran diğer neden ise güttükleri ekonomik politikalarının sonuçlarıdır. Ülke ekonomisini, dün “Her mahallede bir milyoner yetiştirme” politikası, günümüzde ise ülkeyi yönetenlerin “Milletin anasını belleyeceğiz” iştahı ile soyan yandaş yüklenicilerle (müteahhitlerle) yaptıkları işbirliğidir. Ekonomik kriz, ahiret gününe kalmadan İsrafil Hazretlerinin borusunu üflemişçesine halkın uyanışını hızlandırmıştır.

Ulusumuzun esenliğe çıkış yolu, ülkemizde gerçek demokrasinin kurulması ve işletilmesi için elbirliği yapacak siyasi partilerin felsefi ve ideolojik farklılıklarını bir tarafa bırakarak eylem birliğinde olabilmeleridir. Laik, demokratik cumhuriyetin yeniden inşası ve katılımcı demokrasinin kurulup işletilmesi, ülkemizin önündeki bütün sorunlara çözüm getirecektir. Yazımı Nazım’ın hepimize esin kaynağı olmasını dilediğim “Türk Köylüsü” şiiri ile noktalıyorum.:

TÜRK KÖYLÜSÜ

Topraktan öğrenip
                      kitapsız bilendir.
Hoca Nasreddin gibi ağlayan
                       Bayburtlu Zihni gibi gülendir.
Ferhad’dır
               Kerem’dir
                               ve Keloğlan’dır.
Yol görünür onun garip serine,
analar, babalar umudu keser,
kahbe felek ona eder oyunu.
Çarşambayı sel alır,
bir yâr sever
                   el alır,
kanadı kırılır
                   çöllerde kalır,
ölmeden mezara koyarlar onu.
O, «Yûnusû biçâredir
       baştan ayağa yâredir,»
ağu içer su yerine.
Fakat bir kerre bir derd anlayan düşmeyegörsün önlerine
ve bir kerre vakterişip :
                                «—Gayrık yeter!…»
                                                           demesinler.
Ve bir kerre dediler mi :
«İsrafil surunu urur
           mahlukat yerinden durur»,
toprağın nabzı başlar
                              onun nabızlarında atmağa.
Ne kendi nefsini korur,
                              ne düşmanı kayırır,
«Dağları yırtıp ayırır,
  kayaları kesip yol eyler âbıhayat akıtmağa…»

#ÇetinDoğan

#NazımHikmet

#AdnanMenderes

#DemokratParti

#CumhuriyetHalkPartisi

#CHP

#DP

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.