Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Bu yazı, kapitalizmin şeytani boyutlarına, doğanın yıkımına, soykırımlara varan kırımlara ve Birleşmiş Milletler’in yapısal yetersizliğine dairdir.
Biliyoruz ki insan, politik olarak organize olmuş yıkıcı bir tür. Birey olarak belki bir anlamı vardır ama tür olarak ve insanlık tarihi boyunca verdiği tahripten yola çıkarak, kusursuz bir lanet, diye de açıklayabiliriz var oluşunu.
Medeniyetse suçun kurumsallaşmış hali. Suç ise kolektif bir yapı. Dolayısıyla da hepimiz o suç örgütünün üyeleriyiz.
Koca koca kürsülerin ardında üç maymunu oynayan temsilcilerin göstermelik itirazları ve retleri savaşlara, baskıya, köleleştirmeye, ötekileştirmeye, göçlere ve her anlamdaki tahribe neden mi engel teşkil etmez? Zira kapitalizmin devamı tahrip, yağma, soykırım ile mümkündür de ondan.
Etnik temizlikler, açlık, savaşlar, zorunlu göçler hep aynı sistemin yan ürünleri. 1994’te Ruanda’da 800 bin insan 100 gün içinde katledildiğinde, dünya sadece izliyordu. 1945’de “Bir daha asla,” denmişti, ama “Bir daha” zaten kapıdaydı. Bugün Gazze’den Myanmar’a, Yemen’den Sudan’a kadar pek çok yerde ölüm bir istatistik haline geldi.
Bosna’daki soykırımı hatırlayın! BM adına orada bulunan Hollandalı sözde barış gücü askerlerinin Srebrenitsa’yı teslim etmesini.
Adında “Birleşmiş” geçen uluslararası yapı her defasında ya geç kalıyor ya da hiç ortada yok? Niye mi? O da kapitalist sistemin dişlilerinden biri haline geldi de ondan. Kuruluş amacı dünya barışını korumak olan bu örgüt, büyük güçlerin diplomatik oyuncağı olmaktan bir adım öteye gidemedi.
BM ve benzeri yapılarda daimî üyelerin vetolarıyla katliamlar aklanıyor, çevre yıkımları “kalkınma projeleri” olarak sunuluyor. Bizlerse her defasında bu işlevsiz yapıdan yana safça bir beklenti içine giriyor, belki bu kez, diye umut beslemeye devam ediyoruz.
Yeni dünya düzenin şeytan ayetlerinde kapitalizm için orman yalnızca kereste ve açılacak maden sahası, nehir sadece hidroelektrik potansiyel, insan ise ya müşteri ya da köle iş gücü. Örnekleri çoğaltmak çok mümkün tabii. Şeytanı tanımlarken dini sembollere değil, ekonomik modellere, politik çıkar ilişkilerine, sessiz kalmayı tercih eden uluslararası yapılara da bakmak gerekir. Gerçek kötülük, sadece yalnızca nefretin değil, kurumsal kayıtsızlığın da adıdır ki bir salgın haline gelen orman yangınlarının ya da kundaklamalarının suç mahallinde de aynı yapının olduğu su götürmez bir gerçek.
Ülkemizin orman yangını haritasına bakın. Hangi bölgelerde daha çok çıktığına dikkat edin. Maden sahalarıyla, enerji projeleriyle, turizm yatırımlarıyla çakışan bir coğrafyayı göreceğiz.
İklim krizi, dediğinizi duyar gibi oluyorum. İklim krizini yaratan da zaten kapitalist sistemin ta kendisidir. Sürekli büyüme, sınırsız üretim, doğayı yağmalayarak kalkınma modeli… İklim krizinin sebeplerine bakınca karşımıza yine aynı aktörler çıkıyor. Şirketler, devletler, uluslararası finans sistemleri… Yani kapitalizmin kurumsal organları.
Bu yangınları iklim değişikliğiyle açıklamak kolaydır. Ama cesaret isteyen şey şudur:
Sistemi sorgulamak. Bir de artık kimlerle beraber yürünmediğini ve hangi yapının ne yemin ettiğini hatırlamak…
Şerife Didem Keremoğlu
Her satırına aynen katılıyorum.Yazar tamda gerçeklere kalemiyle ayna tutmuş👏👏👏