Gezintideki Düşlerim – 2

Evlilik; iki kişinin, tek başlarına yarattıkları değerden daha büyük bir değer yaratma iradesidir. Bunun bilincinde oldukları için birbirlerine saygı duymalarıdır.

Friedrich Nietsche, “Zerdüşt Böyle Dedi” adlı eserden

Friedrich Nietzsche (1844-1900) yukarıdaki söylemi Zerdüşt Böyle Dedi kitabının, Çocuğa ve Evliliğe Dair bölümünde dile getirmiştir. Nietzsche hiç evlenmemiş ve çocuk sahibi olmamıştır; ancak evliliğin bundan daha güzel bir tarifi olamaz diye düşünüyorum. Hatırlıyorum da 70’li yılların başlarında, Nietzsche’den ve onun kendine özgü baş kaldırısından oldukça etkilenmiştim.

Nietzsche uçlarda yaşayan bir filozof; ancak söz konusu uçlar birbirinden oldukça uzaklarda.

Kitabın orijinal adı Also sprach Zarathustra’dır. Zarathustra köken olarak Almanca bir kelime değil, Zerdüştlük inancının kutsal kitabı Avesta’nın dili olan Avestaca’daki ifadesidir.

Nietzsche’nin evlilik konusunda söyledikleri, aynı zamanda “sinerji” kavramının çok güzel ve yerinde bir tanımıdır. Bu bağlamda, Mevlânâ’nın sinerjiyi ters yönden ifade eden bir söylemi geldi aklıma:

İki kuşu birbirine bağla, dört kanatları olur; ancak uçamazlar.

Bu söylemden de anlaşılacağı üzere, her birleşme sinerji yaratmıyor.

Ben Zerdüşt Böyle Dedi kitabının Türkçesini okudum. Yine Beyazıt Sahaflar Çarşısı’ndan aldığım bir kitap. Kapağı bizim ilkokuldaki el işi derslerinde yaptığımız cinsten; üzerinde de bir şey yazmıyor.

Kitabın ilk sayfasında şu ifadeler bulunuyor: “Tamamı gözden geçirilmiş, haşiyeli 4 üncü Baskı”

Burada “haşiye” kelimesi, doğal olarak dikkat çekiyor. Haşiye; dipnot anlamına geldiği gibi “üzerine notlar ve açıklamalar yazılmış olan” anlamını da taşımaktadır.

Anlaşılacağı üzere bu kitap da benim Osmanlıca – Türkçe sözlük kullanarak okuduğum kitaplar arasında.

İkbal Kitabevi tarafından basılan kitabın çevirisini Ord. Prof. Dr. Sâdi IRMAK yapmış.

Sâdi Irmak (1904-1990) İstanbul Tıp Fakültesi’nde 1923 yılında öğrenci iken üniversite duvarında bir ilan görür. Devlet Bursu ile Avrupa’ya öğrenci gönderilecektir. 150 kişi arasından seçilen 11 kişiden biridir Sâdi Irmak. Berlin Üniversitesi’nde Tıp ve Biyoloji eğitimi görmüş ve 1929 yılında pekiyi derecesi ile mezun olmuştur. Mezuniyetinin ardından bir süre Almanya’da asistan olarak görev yaptıktan sonra Türkiye’ye dönmüş; 1933 yılında İstanbul Tıp Fakültesi doçentliğini elde etmiş ve 1940 yılında da fizyoloji profesörü olmuştur. 1956 yılında kendisine “Ordinaryüs” unvanı verilmiştir.

1974 yılında Kontenjan Senatörü seçilen Sâdi Irmak, çok kısa süreliğine de Başbakanlık yapmıştır.

Sâdi Irmak’ın Almanya’ya gidiş öyküsünü kendisinden dinlemezsek birçok şeyi anlayamayacağımızı düşünüyorum; hikâyeyi bilenlerin de gözlerinin yine yaşaracağından eminim:

1923 yılı sonlarında İstanbul Üniversitesinde öğrenci olduğum sıralar, okul duvarında bir ilan gördüm:

“Avrupa’ya talebe yollanacaktır.”

Allah Allah dedim, ülke yıkık dökük. Her yer virâne… Bu durumda Avrupa’ya talebe göndermek lüks gibi gelen bir şey.

Ama şansımı bir denemek istedim…150 kişi içinden 11 kişi seçilmişiz. Benim ismimin yanına Atatürk “Berlin Üniversitesine gitsin” diye yazmış…

Vakit geldi. Sirkeci garında tren saatini bekliyorum ama kafam çok karışık. Gitsem mi, kalsam mı? Beni orada unuturlar mı? Para yollarlar mı?

Tam gitmeyeceğime karar verdiğim ve geri döndüğüm sırada bir posta müvezzii (dağıtıcısı) ismimi çağırdı:

“Mahmut Sadiii, Mahmut Sadiii…”

“Benim” dedim.

“Telgrafın var.”

Telgrafı açtım, aynen şunlar yazıyordu:

“Sizleri (yurt dışında okumaya) bir kıvılcım olarak yolluyorum, alevler olarak geri dönmelisiniz. Mustafa Kemal.”

Bunu okuyunca düşündüklerimden utandım… “Şimdi gel de gitme, git de çalışma, dön de bu ülke için canını verme” dedim.

Düşünün, 1923 yılında o kadar kişinin arasında 11 öğrencinin nerede, ne zaman neler hissettiğini sezebilen ve ona göre telgraf çeken bir liderin önderliğindeki bu ülke için can verilmez mi?

Çok başarılı oldum. Kıvılcım olarak gittim, ülkeme alev olarak döndüm.

Ben kim miyim?

Ben sadece iki satırlık bir telgrafın yarattığı bir bilim adamıyım!

Muhterem Hocam, sarsılamaz inancımla söylüyorum ki, alevlerinizin ışığı sönmedi sönmeyecek. Işığı taşıyan eller değişecek; ancak taşınan ışık ölümsüz olacak…

Huzur içinde olunuz…

REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.