Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu

Antakya’nın topraklarından çıkarılan, M.S. 2. yüzyıla tarihlenen “Okeanos ve Tethys Mozaiği”, bir Roma villasının havuz tabanında yüzyıllar boyunca saklı kalmış iki kadim figürü bize yeniden gösterir. Okeanos, akışın ve başlangıcın ilkesi; Tethys ise yaşamı düzenleyen, besleyen ve biçimlendiren güçtür. Mozaikte yüz yüze duran bu iki figür, mitolojinin ötesine taşan bir hakikati fısıldar: Varlık, akış ile düzenin ince çizgisinde şekillenir. Antik düşünceye göre evren, bu iki karşıt ilkenin uyumuyla kurulur. Kaos ve düzen, akış ve biçim, kopuş ve bütünlük aynı yüzeyde buluşur. Renk geçişlerinin canlılığı ve taşların arasındaki kırık çizgiler, hem kopuşun hem de inatla korunan bir bütünlüğün izlerini taşır. Mozaik de tam olarak bunu anlatır: Birbirinden farklı parçaların bir araya gelerek tek bir bütünün sesi olması…
İnsanın kendilik yolculuğu da böyledir. Kırıldığımız yerlerle, tamamlanmayı bekleyen yanlarımızla ve geçmişten bugüne taşıdığımız bütün izlerle bir araya geliriz. Kendilik kabulü, içimizdeki bu çok katmanlı mozaiğe bakabilmemizle başlar. Sadece güzel yanlarımızı değil, yaralı ve eksik kalmış parçalarımızı da görmekle… İşte o an anlarız ki kendilik, kusursuz bir bütünlük arayışı değil; gölgelerimizle, kırıklarımızla ve iyileşen yanlarımızla birlikte var olabilme cesaretidir. Kim olduğumuz kadar, kim olmaya cesaret ettiğimizle de ilgilidir.
Müziğe kulak verdiğimizde, Quadro Nuevo’nun “Antiochia” eserinin kendine özgü düzenini duyarız. Melodi, görünmez bir çizgide ilerleyen sakin bir ritim gibi akarken; farklı ses dokularını içine alır, fakat öz düzenini bozmadan sadece derinleşir. Dinledikçe bir şehrin hayatını hissederiz. Aynı düzenin içinde beliren farklı duygular, farklı çağrışımlar, farklı izler… “Antiochia” eseri, tıpkı kentin hafızası gibi, sabit bir çekirdeğin etrafında sürekli yenilenen nefesler taşır. Tam da bu nedenle kendiliğin ritmine dokunur. Çünkü insan da içindeki düzenin üzerinde beliren yeni fark edişlerle dönüşür.
Psikolojide bu içsel yürüyüşe “kendilik gelişimi” denir. Heinz Kohut, sağlıklı bir benliğin ancak aynalanmayla, görülmekle, duyulmakla ve duygularının karşılık bulmasıyla mümkün olduğunu söyler. Bir çocuk, kendisine tutulan empatik bir aynada kendi değerini fark eder. Yetişkinlikte ise bu ayna, başkalarının gözlerinde olduğu kadar insanın kendi iç sesinde de belirir. Kendilik kabulü, yalnızca güçlü yanlarımıza değil; en kırılgan, en sessiz kalmış parçalarımıza da yaklaşabilmeyi gerektirir. Ne tamamen bütün, ne de tamamen eksik… Olduğumuz hâli taşıyabildiğimizde içimizde bir kabul filizlenir. Bu yüzden kendilik, bir sonuç değil; bir yönelme, cesaret isteyen bir derinleşme hâlidir.
Geçtiğimiz hafta kadim şehir Antakya’daydım. Orada yaşadığım her an, bu yazının satırlarına kendi rengini, kendi sessiz nefesini taşıdı. Bu şehirde tanıdığım insanların gözlerinde, sözcüklere gerek kalmadan birbirine akan sevgiyi, her şeye rağmen umut ve mücadelenin içinde sessizce büyüyen o yeniden kök salma gücünü gördüm. Yaşamı her gün umut ve mücadeleyle yeniden kuran varoluşları, kendilik yolunda bana şunu hatırlattı: İnsan bazen en çok kırıldığı yerden kendine döner; çünkü yaşamak çoğu zaman sessiz bir dayanışma ve içten bir direnme hâlidir. Kendilik, tam da bu yüzden yalnızca bir süreç değil; bir direnme biçimidir.
Sözlerimi Nâzım Hikmet’in bu yolculuğa en çok dokunan dizeleriyle noktalıyorum:
“Yok öyle umutları yitirip karanlıkta savrulmak.
Unutma; aynı gökyüzü altında bir direniştir yaşamak.”
Kendi iç mozaiğimize bakmanın cesaretini konuştuk bu hafta. Gelecek hafta, bu içsel tanıklığın ilişkilerde nasıl yankılandığını; görülmenin, bağ kurmanın, temas etmenin ve aidiyetin insanda bıraktığı izleri konuşacağız.
Sevginin ve sanatın ışığında kalın,
Psikolog / Sanatçı
Zülal Ezgi Onat
Tethys’in okyanuslara egemen olması gibi, siz de bizi iç dünyamızın zenginliklerini keşfetmeye davet etmişsiniz adeta.
Elinize sağlık.
Tebrikler Ezgicim her zamanki gibi güzel bir yazı…
Sanatsal,mitolojik ve psikolojik bir perspektif ile harmanlanmış bir yazı olmuş.farklı açılardan betimlemelerle iç dünyamıza bir ışık turtmuşsunuz elinize yüreğinize sağlık Ezgi hanım
İnsan psikolojisinin, toplumsal dinamiklerin ve sanatın harmanlandığı, bireyin ontolojik sancılarının sanatın evrensellendiğinde resmedildiği rengarenk bilişsel pencereler açan muazzam bir yazı.
Emeğinize sağlık.