Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu

Haber: “Kurtuluş Savaşı ders kitaplarından çıkarılıyor.”
İlgili bakanın açıklaması: “Kurtuluş Savaşı ifadesinin müfredattan çıkarılarak yerine Milli Mücadele kavramının kullanılacağını belirten Bakan, ‘Neyden kurtuluyoruz? Ondan önce koskoca Osmanlı İmparatorluğu vardı’ ifadelerini kullandı. Bakan ayrıca, müfredat sadeleştirmesi kapsamında öğrenciler üzerinde bilişsel yük oluşturduğu değerlendirilen içeriklerin çıkarıldığını ve bu doğrultuda ortalama yüzde 35 oranında içerik azaltıldığını söyledi. Ders kitaplarında yer alan haritaların da güncellendiğini aktardı.”
Bu yapılan sadece bir müfredat değişikliği değil, bu toprakların hafızası ve imkansızlığa meydan okuyan irade geçmişimizin silinmesidir. Ders müfredatından Kurtuluş Savaşı’nı eksiltmek, bu ülkenin çocuklarına Dumlupınar’ı, Sakarya’yı, Çanakkale’yi unutturma çabası değil de nedir? Ulusal bağımsızlık kavramını, ödenen bedeli anlatmadan nasıl öğreteceksiniz? Kocatepe’de bir ulusun kaderini sırtlayan Mustafa Kemal’i peki… Çocuklarımız, küllerinden doğan bir milletin evladı olduklarını okul sıralarında öğrenmeyecek de nerede öğrenecek? Kendi bağımsızlık mücadelesine yabancılaşan nesiller, yarın bu ülkenin sınırını ki sınır namustur, hangi şuurla koruyacak ya da gerektiğinde savunacak?
Kurtuluş Savaşı’nı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu önderini önemsizleştirmeye hatta unutturmaya gücünüzün yeteceğini hiç sanmasam ve yine bir -çok başarılı olduğunuzu düşündüğüm- günden değiştirme cambazlığı yapıldığından neredeyse emin olsam da içimden yükselen duyguyu kelimelere dökmekten acizim.
Biz Hissizleşmisiz
Telefonu -neredeyse- her elimize aldığımızda ekrana yeni bir felaket düşüyor. Yeni bir deprem. Yine aynı savaş. Yeni bir katliam. Çocukların hunharca öldürülmeye devam ettiği farklı bir savaş daha… Bizse başparmağımızı, haberin üstünde birkaç saniye tutuyor, sonra ekranı yukarı kaydırıyoruz…
Acının kesintisiz akışı. Çok da uzakta kalmayan bir geçmişte günlerce konuşup kahrolduğumuz haberler artık birkaç saat içinde zihnimizden eksiliyor. Yeni bir yıkım, bir başka felaket görüntüsü, an itibariyle gerçekleşen diğer toplu ölümler öncekini siliyor.
Venezuela’da yaşanan deprem görüntülerini izlerken çekilen acı ve çaresizliğin, dini dili ırkı ne olursa olsun aynı gürültüyle üstüne çöktüğü insanı düşündüm ve uzaktan izleyici konumunda olan kitlenin gittikçe daha da duyarsızlaştığını!
Modern zamanların en büyük trajedisi olarak gördüğüm acının sıradanlaşması belki de giderek daha sık maruz kaldığımız kötülüğe karşı kendimizi savunma mekanizmamızdır, diye içsesimi kısmaya çalışsam da…
Biz hissizleşmişiz, onu anladım.
Bodrum’da Flamingo Rezaleti
“Bodrum’da Flamingo Rezaleti” başlıklı yazımın ulaştığı rakamlar, köşe yazılarımın alışılmış istatistiklerinin çok ötesinde. Yazı, ilk üç haftada 206 bin 764 kez görüntülendi, 88 bin 610 farklı hesaba ulaştı. Bu rakamlar benim için elbette sevindirici. Ama asıl önemli olan bu ilginin nedeni?
Peki, yol kenarına dikilen plastik, cart pembe bir kuş figürü nasıl oldu da bu denli bir etkileşim dalgasına dönüştü? Yazımın konusu ilk bakışta basit bir zevksizlik veya bir eğlence parkı kulesinin estetik kusuru üstüne kaleme alınmış gibi görünse de garabetin yükseldiği arazi de dahil olmak üzere kıyılarımızın sermayenin insafına bırakılmasının, Güllük Körfez’de planlanan yeni yük limanı projesinin, doğayı katleden madenlerin, imar planları delinerek yükselen çok katlı beton blokların anıtı olarak algılandı. Yıllardır kentin talan edilmesine ve denetimden uzak güç odaklarına karşı içten içe büyüyen kolektif kent öfkesidir ulaşılan o sayı. Sermayenin “pembe” kibrinin yarattığı toplumsal hınç, görüntülenme rakamıyla doğru orantılı yani.
Toplumun etkisinin pasif bir okumadan çıkıp aktif bir kamusal tartışmaya dönüştüğünün kanıtı ise yazıya gelen yorumlarda.
Bir damar, “Her satırının altına imzamı atarım,” diyen ve çoğunlukta olan okur kitlesi; diğer damar ise popülist bir refleksle “Bodrum’un tek sorunu bu mu, su yok elektrik yok, entellik yapıyorsun” diyenler ki sessiz kalmayışlarına “Eyvallah”.
Yerel yönetim ve karar vericiler sessizlikleriyle baş başa olmaya devam edecek gibi duruyor. Mimarlar Odası’nın biraz geç de olsa gelen açıklaması dışında kimseden tık yok!
Ş.Didem Keremoğlu