Semavi Dinlerinde Hurafe ve Aydınlanma

Semavi Dinlerinde Hurafe ve Aydınlanma
polat-galle-27.02.2023
previous arrow
next arrow

Hıristiyan inancında aydınlanma dönemi ( MÖ 384 – 322’de ) Aristo, Sokrat, Eflatun ’un felsefe görüşlerinde özgürlük ve ahlak anlayışının tartışılmasıyla başlar. Felsefi tartışmalar toplumun Hristiyan kilise taassubundan kurtulmasında önemli rol oynar. Hristiyanlıkta feodalizm etkisinde kilise papazları Tevrat ve İncil’e kendi yorumlarını ekleyerek dini halka yönelik baskı olarak kullanıyordu. Bu dönemde Skolastik [1] düşünceyi her alanda baskı aracı olarak kullanıldı.  Papazlar İncil’de yeri ve manevi karşılığı olmayan kurgularla halktan para toplayarak cennetten toprak satışı yapılıyordu. Kiliseler çeşitli hilelerle verimli önemli toprakları ele geçiriyordu. Kiliseler insanlar için tanrıya karşı pazarlık ederek; günah çıkarılması, aforoz edilmesi, vaftiz törenleri ile zenginlik aracı olarak kullanılıyordu. Bu yönde kiliseye bağlı papazlar ve din adamları erişilmez bir zenginliğe ulaşmıştı.  Papazları günlük yaşamda halkı özgürlük ve bilimden uzak tutmak için karşı ayın törenleri düzenliyordu.

Avrupa’da ortaçağın karanlık çağ olarak bilinen dönemde Hıristiyan kolonilerinde papazların etkisinde toplumsal yaşamda her türlü cinayet ve suçları artıyordu. Sosyal yaşamda kilisenin etkisinde hurafe söylemlerinde kadınlara yönelik cadı avı düzenleyerek 50.000 ‘in üzerinde kadın öldürülmüştü. Papazlar ve zenginleşen baronların dayanışması toplum üzerinde Monarşi yönetiminin hegemonyasını kurulmuştu. Şövalyeler aracılığı ile Tanrı adına “ diğer inançlara karşı savaş açtırıp baskınlar düzenleniyordu. ” İnanç farklılıkları olan kişilerin servetlerini yağmalamak, elde edilen ganimetleri paylaşmak, teslim alınan esirleri pazarlarda satmak Hristiyanlığın kutsal din kitaplarında “ Tanrı emirleri “ olarak yorumlanıyordu. Bir başka yönde aydınların özgürlük, bilim ve laik devlet anlayışında ki görüşleri baskı altında engelleyerek zora sokuyorlardı.

Katolik ve Protestan merkezleri kendi arasında başlanan çıkar çatışmaları yansıra, Hristiyanlarca papalık şövalyeleri ve kilise gücünü kullanarak;  İslam’a karşı dördü İstanbul ve Anadolu üzerinden geçen sekiz ayrı haçlı seferleri ve din savaşları başlatılır.

Avrupa’da 17. Yüzyılda Katolikler ile Protestanlar arasında çıkan otuz yıl savaşlarıyla ( 23 Mayıs 1618 – 15 Mayıs 1648 ) onlarca devletin katıldığı, kanlı bir din çatışması çıkarılmasında kiliselerin ve papazların sorumluluğu büyüktü. Aynı dönemde yaşanan veba salgını ile birlikte önemli sayıda halk ve savaşçı ölür. Bunca karmaşık ortamda bilginlerin bilim ve özgürlük düşünceleri, din adamlarının baskısında dine aykırı olduğu ileri sürülerek yasaklanıyordu. Halkın günlük yaşamında rahiplerin nüfuzu oldukça etkindi. Otuz yıl savaşları sonunda Hristiyan inancı Kalvenizm olarak adlandırılan yeni bir din reformuna yöneldi.

Katolik ve Protestan merkezlerinde dogmatik ve geleneksel yapının baskılarına karşın, bilimin öncülüğünde aydınların başlattığı bilim ve özgürlük mücadelesi taraftarları dinde reform mücadelesi başlatır.

Bu konuda Martin Luther ve Kalven’in İncil’in Latinceden Almancaya çevrilmesi ile başlatılan çalışmalar teokratik din anlayışının çıkarcı düzenine karşı aydınlanmayı ön plana çıkarıyordu. Ancak bu yöndeki reform hareketlerine karşı papazların otoritesinin bozulması ileri sürülerek reformlara karşı çıkılıyordu. Hıristiyan inancındaki Martin Luther ve Kalven’in yarattığı reformlara; kent aydınları arasında akıl, bilim ve ahlak anlayışını yaygınlaşması gerçekleşirken toplumsal yapıda otuz yıl savaşları sonunda Kutsal Roma – Cermen imparatorluğundaki prensliklerin her biri bağımsız birer devlete dönüşür.

Aydınlanmanın yarattığı bilim, akıl ve ahlak anlayışının etkileri dinde taassubun ve kilise zorbalığının ortadan kaldırmasında etkili olur. Öncelikli Avrupa’da reform öncüsü aydınların başlattığı dinde reformu ahlak ve hümanizm anlayışı, toplumsal yapının ısrarlı mücadelesi; yeni buluşlar bilim ve eğitimin öncülüğünde insan varlığına güven ve sevgiyi besleyen temel öğeler, dinde yapılan reformlar toplumu çağdaş uygarlığa ve aydınlığa taşımasının sağlar.

Aydınlanma etkisi Avrupa’yı din baskılarından kurtararak bilimsel ve kültürel zenginlikle birlikte aydınlanma yönünde önemli değişime neden olur. Yeni buluşlar, coğrafi keşifler, buharlı makinelerin sayesinde sanayi ve endüstri devrimleri Avrupa’ya hızlı gelişen modern kültür ve ekonomik değerlere ulaştırır. Sonuçta Avrupa bilim, akıl yolunda aydınlanmasını tamamlar ve skolastik din baskısından kurtulur.

12.yüzyılda İslam bilginleri aydınlık öncüsüdür; Farabi, İbn-i Sina, İbn-i Rüşt, İbn-i Haldun’ün, tıp, matematik, astronomi, felsefe alanında aydınlanmaya öncülük eden eserleri, batı aydınlarınca Latinceye çevrilerek bilimsel kaynak olarak kullanılıyordu.

Buna rağmen Emevilerin kurguladığı siyasal İslam anlayışında durum farklıdır. “ Şeriat taraftarlarının ” baskısında yaratılan teokrasiye biat edenlere “Darülislam“, biat etmeyenler “ Darülharp“ yani düşman olarak görülüyordu. Emevi İslam anlayışında; Darülharp anlayışı; Güney Türkistan Horasan bölgesinde yaşayan yerleşik halka ve Türklerin mülk ve servetlerini zorbalık yöntemleriyle Müslüman yapılması adına yağmalanır.

Emeviler tarafından MS-661-750 yıllarında Türklerin Müslümanlaştırlması için şeriat taraftarları Araplar Türk yerleşim bölgelerine sürekli “talan, yağma, köle yaratma amaçlı” saldırılar ve bedevi akınları düzenleniyordu [2]. Milattan Sonra – 661’de Horasan, Güney Türkistan ipek yolu üzerinde tarım ve ticari zenginliğe sahip Talas, Semerkant, Buhara, Taşkent Türk yerleşim bölgelerini İslamlaştırmak adına Emevi ordularının saldırısıyla 400 yılı aşkın bir süre bedevi Arapların istilasına uğradı. Bölgedeki Türk yerleşim yerleri Emevi saldırılarında yağmalanır. Yüzbinlerce Türk katliama uğrar, binlerce yaşlı, çocuk, kadın öldürülür ya da köle yapılır. [3]

İslam inancının temel ögesi Kuran’ın Yusuf Suresi’nin 111. Ayetinde Kur’an’ın her şeyi açıklayan, doğru yolu gösteren ayetler yer almaktadır. Bu yönde akılcı ahlak anlayışının yorumlanmasına engel yaratılması çıkarcı siyasal İslam’ın yorumudur. İslam dininde reform taleplerine karşı, şeriatçı siyasal İslam taraftarları bilim ve aydınlara karşı “zındık” ( Tanrı’ya ve ahrete inanmayan, dinsiz, inançsız, tanrısız ) suçlaması başlatarak siyasal İslam baskısında aydınlanma, bilim ve akıl yolu baskı altında tutulmaya çalışılıyor. [4]

 Halifelik tartışmalarının başlangıcında, Emevi ve Abbasi halifeleri başkenti Şam’a taşır. Siyasal İslam taraftarlarının baskısında farklı görüş sahibi aydın kişilere karşı; “ zındık “ , “ kâfir “  damgası vurularak suikast ve öldürme cürümleri gerçekleştirilir.[5]  Emevi ve Abbasi halifelerinin hâkim taraftarları hurafe ve cahiliye dönemde farklı inançlara karşı; Emevi İslam’ın ( siyasal İslam’ın ) yönetim anlayışında kin ve öfke hâkimdir. Emevi İslam etkisinde şeriatçı siyasal İslam baskısıyla akıl, bilim yolu “ İslam inancının aydınlanma yolu kapatılır.”  İslam inancında dört halife dönemi seçimleri istişare edilerek seçilmekte ve onaylanmaktadır. Hâlbuki Emevi halifesi Muaviye, Hz. Ali’nin halifeliğini kabul etmez. Muaviye’nin etrafında toplanan Emeviler Hz. Ali’ye karşı savaş açar. Hz. Ali camide hançerlenerek şehit edilir.  Diğer Halife Hz. Osman evinde kuran okurken saldırıyla uğrayarak şehit olur. Suçluların cezalandırılması yerine, siyasi İslam taraftarları halifeliği ilan edilen I. Yezide biat edilmemesinde ısrar ederler.

10 Ekim 680 tarihinde Hz. Muhammed’in torunu İmam Hasan ve Hüseyin’in taraftarlarını Küfe ’ye davet edilir. İmam Hüseyin’in kafilesinin Kerbela’de önü kesilir. İmam Hüseyin ve küçük çocukları kasıtlı susuz bırakılarak öldürülür. Hz. Hasan’ın 72 kişilik kafilesi 4500 kişilik Emevi ordusu tarafından tamamı acımasızca katledilir.

Emevilerin kabul etmediği Hallacı Mansur ( MS 858 – 922’de “Tasavvuf inancına göre, Vahdet-i Vücut anlamı ile “ kendini Tanrı’da, Tanrı’yı da kendinde hissettiğini açıklayan görüşleri karşısında, Emevi halifesi “ al – Muktedir’ in talimatıyla Maliki Kadısı “ Abu Ömer Hamdi’den Hallacı Mansur’un öldürülmesini ister.

Hallacı savunmasında, dört büyük halifeye biat etmektedir. Hz. Peygamberin sahabesini ve sünneti kabul ettiğini bildirir. Tanrı’nın kendisini koruyacağını söyler. Emevi halifesi Muktedirin adamları Hallacı Mansur’u ağır işkence altında önce bir kolunu ve bir ayağı kestikten sonra, başını keserek katlederler. Al-Hallacı Mansur’un öldürülmesi tarihi kayıtlara şeriat uygulamalarının en kanlı örneklerinden biri olarak geçer. [6]

21 Yüzyılda Türkiye’de gelinen noktada siyasal İslam taraftarlarının anayasal demokratik laik yaşama karşı basında sergilenen müdahale talepleri giderek artmaktadır. Bazı din görevlisi sıfatı taşıyan kişilerin basında altı yaşındaki kız çocuğun evlendirilmesi, bir başka din adamı evlatlık olarak aile içine alınan erkek çocuğun evin annesiyle evlenebileceğine dair hurafe söylemleri sıralar. Başka bir yönde masum çocuklara karşı ahlak dışı sataşmalar, kadın cinayetlerinin yaygınlaşması İslam dini zora sokmaktadır. Bu durum; 21. yüzyılda çağdaş ve uygar yaşamın ötesinde bir ruh halini yansıtıyor.

Aydınlanmanın temel öğesi cumhuriyet devrimleriyle; laiklik din, vicdan özgürlüğü, ulusal milli birlik demokratik anayasal cumhuriyetin teminata bağlamıştır. Türkiye’de aydınlanmanın yönü, akademisyenler, bilim ve din adamları, gazeteciler, savcılar, sanatçılar, öğretmenlerin çağdaş görüşlerinin söndürülmesi için siyasal İslamcılar tarafından kurgulanan planlı siyasi eylemlere çekilmek istenmektedir.

Uzunca bir dönem siyasal İslam taraftarları FETÖ örgütünün desteklenmesi yönünde, Abant toplantıları müdavimleri, ikinci cumhuriyetçiler, yetmez ama evetçiler; Siyasal İslamcı Fethullah Gülen örgütü adına Türkiye Cumhuriyetin laik, demokratik, anayasal ve sosyal hukuk devletine karşı açık ve örtülü bir mücadele sürdürdü.  Bu kişilerin bir kısmı yargılanıp ceza alırken, bir kısmı eyyamcı yaşamın sesiz masumiyetine sığınmış görünüyor.

Sonuçta Fethullah Gülen “şeriatçı siyasal İslam örgütü “ ( FETÖ ) kırk yıl siyası İslam kurgusunda gayrı meşru olarak toplattığı himmet paralarıyla büyük bir servete ulaştı. Devletin toplumsal değer yargıları çürütülerek emperyalist hedeflerinde kendi ülkesine karşı 15 Temmuz 2016’de Cumhuriyet değerlerini yıkmak amaçlı silahlı kanlı darbe teşebbüsünde bulunularak yakın tarihin en büyük tahribatını yarattı.

İsmail Bozkurt

[1] Skolastik düşünce, dinin tek egemen güç olduğu Orta Çağ’da akılcı bilime ve özgür düşünceye tamamen kapalıydı. Toplum, din adamlarının baskısı altında yaşıyordu. Din adamları, insanların aydınlanmasının kiliseye olan güvenlerini azaltacağını bildikleri için insanların okuyup aydınlanmasını istemiyorlardı.

[2]  Prof. Dr. İlhan ARSEL Aydın ve “ Aydın “ İstanbul Kaynak yayınları 5. Baskı 2016 Sf. 321

[3] Erdoğan Aydın, Nasıl Müslüman Olduk Kırmızı Yayınları İstanbul 2011 / 27. Baskı Sf. 40

[4]  Prof. Dr. İlhan ARSEL Aydın ve “ Aydın “ İstanbul Kaynak yayınları 5. Baskı 2016, Sf. 86

[5] Prof. Dr. İlhan ARSEL Aydın ve “ Aydın “ İstanbul Kaynak yayınları 5. Baskı 2016 Sf. 72

[6] Prof. Dr. İlhan ARSEL Aydın ve “ Aydın “ İstanbul Kaynak yayınları 5. Baskı 2016, Sf.( 392-395)

REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.