Cennete Yolculuk 2 / Yaşamak İçin Direnmek

NURAN YÜKSEL
NURAN YÜKSEL
  • 09.11.2020
  • 2.076 kez okundu

Her gezimizin sonunda geleceğe not düşmek için yazdığım notlarıma bu defa günlerdir başlayamadım. Soruyorlar, gezi nasıldı diye? Soranlara denizin üstünde, güneşli yağmurlu günleri, içimizi titreten gecenin ayazını, muhteşem doğayı, katledilen canım koyları, mutluluğu, sevinci, depremle gelen hüznü ve çaresizliği gördük. Yaşamın aslında ne kadar kısa olduğunu bir kez daha anladık. Kısaca bir hafta boyunca YAŞADIK İŞTE diyorum.

2020’nin pandemi ile getirdiği ağır yorgunluğu atabilmenin isteği ve heyecanıyla 27 Kasım’da yine ZEUS-A teknesiyle CENNETE YOLCULUK adını verdiğimiz mavi yolculuğa Bodrum iç limanından çıktık. Hareket yerimiz Mado’nun karşısıydı. Neyzen Tevfik’in doğduğu evin yani bugünkü Mado’nun karşısında neyiyle evinin ne hale getirildiğini anlatan bir ağıt üflüyordu kulaklarımıza adeta. Ben Mado açıldığından beri her geçişimde bu ağıdı duymamak için kulaklarımı kapatıyorum. Fener burnuna kadar Marina Clup, tersane, benzin istasyonu vs ile işgal edilmiş, dibi artık çamurlaşarak balçıklaşmış, kokan suyu olan bir iç liman. Sol tarafta demir vinçlerle askıya alınmış bir Bodrum kalesi. Henüz görmedim ama arkaolog arkadaşlarımdan duyduğum kadarıyla güya restore edilen kalenin tüm eski ve kıymetli özelliklerinin yitirildiğini Karyalı prensesin dahi ilgisiz değişime uğratıldığını duyuyor, kahroluyoruz.

Limandan uzaklaşırken her şeye rağmen Bodrum un tüketilemeyen şahane görüntüsü karşısında büyüleniyor, fotoğraflar çekiyoruz. Yalı çiftlik e doğru gelirken yine bir hançer saplanıyor kalbime. İki yıl önceki gezimizde henüz başlayan FOUR SEASEN turizm kompleksi, çevrecilerin direnişlerine rağmen hızla ilerlemiş. Doğanın içi oyulmuş. Mavi yolun başlangıcı en güzel koy tamamen kapatılmış. Biraz ileride karşı adanın içindeki yıllardır kaçak olarak yarım duran inşaat neredeyse bitmiş. Müteahhit Tarık Şar anın kızına düğün hediyesi olarak verdiği adayı artık sadece karşıdan görebileceğiz.

Bir saatlik seyir sonrası vardığımız mavi yolun ilk durağı KİSSEBÜKÜ koyunun dinginliği, muhteşem doğası karşısında kafamdaki tüm olumsuz düşünceler birdenbire gitmişti. Sezon sonu ve hafta ortası olması nedeniyle koy da başka tekne yoktu. Koyun sadece bize ait olmasından büyük keyif almıştık. Kankam Firdevs’in deyişiyle, sularla sevişmek zamanı gelmişti. Tüm benliğimizle hepimiz derin suların içindeydik. Bodrumluların limonata gibi tabir ettikleri suyun yumuşaklığı ve sıcaklığı ile üzerimizdeki kafamızdaki tüm olumsuzluklar temizleniyordu adeta. 27 Kasım’da denizle böylesi bir buluşma inanılır gibi değil. Neredeyse gün batımına kadar yüzdük. Dışarı çıktığımızda bu sefer rüzgarla içimize kadar işleyen serinlik sardı bedenimizi. Bodrum da SARI YAZLAR dediğimiz bu günlerde denizden sonra korunmak çok önemlidir.

Her gün Gün batımıyla başlayan gecelerimiz Zeus un oğlu kaptanımız namı değer YORGO’nun sohbetleriyle, aşçımız Erdal’ın nefis sofrası ve gurubumuzun doyumsuz söyleşileriyle devam ediyordu.

Her günün sabahında birbirimize söz verdiğimiz gibi henüz gün ağarmadan kalkıyor, güneşin bizlere “merhaba” demesiyle önce sularla kucaklaşarak günü selamlıyorduk. 2. Günümüzde Çatı’ya doğru yol alırken Yücel Ziylan’dan Karaada’nın mübadele sonrası devlet tarafından ilk olarak Girit Mübadili Malama Ailesine teklif edildiğini, ancak onların tarımla uğraşmak istemedikleri için kabul etmediklerini öğreniyoruz. Doğal balıkçı barınağı olan Çatı’ya geldiğimizde teknelerin çok fazla olduğunu görüyoruz. Kaptan o gün öğleden sonra yağmur ve fırtınanın olacağını o nedenle teknelerin korunmak amacıyla koya geldiklerini açıklıyor. Ama henüz hava açık ve sıcak, kahve keyfinden sonra yine sularla muhabbetimize başlıyoruz. Ancak çok geçmeden kaptanın öngörüsü oluyor. Birden bire kararan gökyüzü ve başlayan yağmurla hepimiz teknenin içine kaçıyoruz. Kısa bir süre sonra tekrar yüzünü gösteren güneşin ardından gökyüzünü rengarenk dolayan muhteşem gökkuşağıyla doğaya ve sahip olduğumuz zenginliğe bir kez daha hayranlıkla heyecanla bakıyoruz, şükrediyoruz.

Ayrıca bugün heyecanla beklediğimiz sevinçli haberi alıyoruz. Kardeşimiz Nihat’ın torununun doğum haberiyle tüm gökyüzü gökkuşağının renkleriyle coşuyor adeta. Nihat dede olmanın heyecanı, bebeğin biraz erken gelerek yanlarında olamamanın hüznü ile elinde telefon teknenin içinde sürekli dolanıyor. KUZEY, sevgili Pelin ve Yücel in ilk bebekleri. Kuzey bugün hepimizin içinde bir umut kıvılcımı daha yeşertiyor. MUSTAFA KEMAL 28 Ekim’de ‘’yarın Cumhuriyet i ilan edeceğiz arkadaşlar ‘’diyerek duyurduğu Cumhuriyeti çocuklara armağan ediyor. KUZEY doğduğu günden belli, yarınların aydınlık ışığı Cumhuriyetimizin güvencesi bir cumhuriyet çocuğu olarak büyüyecek. İnanıyoruz, ailemize hoş geldin Kuzey bebek, hoş geldin dünyamıza.

3. gün. 29 Ekimde . Hava puslu ve çok kapalı uyanıyoruz. Önceden sözleşerek hazırlıklı geldiğimiz kırmızı beyaz giysilerimizle törene katılacak gibi giyinerek çıkıyoruz kamaralarımızdan. Teknedeki yardımcı gençler Erdal, Hulki, Ali bembeyaz özel denizci giysileriyle karşılıyorlar bizi. Bayrağımızın önünde hep beraber, şükran, minnet ve saygılarımızı sunuyoruz Atamıza ve şehitlerimize. Söz veriyoruz bir kez daha Cumhuriyet ve değerlerimizden asla vazgeçmeyeceğimize.

İçimde yine bir hüzün, hava puslu ve karanlık. Gökyüzündeki bulutlar Cumhuriyetimizin 97. Yılında değerlerimize sahip çıkamadığımız için bizlere mi kararıyorlar acaba diyorum. Evet, suçluyuz hem de çok suçluyuz. Cumhuriyet değerlerine yeterince sahip çıkamadık. Bugün ki yanlışların sorumlusu hepimiziz. İktidarıyla, muhalefetiyle, sadece eleştirip elini taşın altına koymayan aydınlarıyla hepimiz suçluyuz.

4 . gün hava hala kapalı, kara bulutlar dört bir tarafa koşuşturup duruyor. Kaptanın değişiyle yedi adalar koyu yoğun ormanlık olan çevresiyle yağmuru her taraftan çekermiş. O nedenle daha çok yüzebilmemiz için yağmuru bir taraftan çeken Çökertme koyuna doğru yola çıkıyoruz. Cumhuriyet kahvaltı soframızda bahçemdeki mandalinlerin kabuklarından yaptığım reçeli, kaptanın turunç reçelini ,Nur un leblebi tozu ve baharat karışımını harmanlayarak yaptığı biber tuz sosunun tariflerini alarak, Bodrumun yöresel tatlarını anlatarak neşe içinde yol alıyoruz.

Hepimizin ayrı ayrı bildiği, ancak Suat Bey  den doğrusunu öğrendiğimiz ‘’lebi derya’’ denizin karayla öpüştüğü yer ve ‘’hazır ayaktayken ‘’Tuniğ radyodan dinlettiği muhteşem müzikler eşliğinde 4. Günün en güzel öğle saatlerinde Çökertmeye geldik. hava açıktı ve keyfimiz yine yerindeydi. Teknenin sürat botuyla Leyla ve ben tek tek hız denemeleri yaparken bol bol artistik resimler ve video kayıtlar yaptık. Sonra da karada yürüyüş yapmak üzere Çökerme de lebi deryaya ayak bastık. Dağda ki patikadan Çökertmenin kıyı yerleşim alanına yürürken ayaklarımız toprakla buluştuğu için memnunduk. Dostlarımız Firdevs ve Lütfü’nün elleriyle nakış gibi işledikleri koyun en güzel mekanı olan İHTİYAR BALIKÇI da kahvelerimizi yudumlarken ani bir sarsıntıyla irkildik, adeta yerimizde sallandık. Bu bir depremdi. Sosyal medyadan merkezi Simi açıklarında olan 6.9 şiddetindeki depremin güzel İzmir i fena vurduğunu öğrendik. Sosyal medyada gördüklerimiz le hepimizi ‘’acaba yakınlarımıza ne oldu ‘’  merakı sarmıştı. O anlarda adeta zaman durmuştu. Tekne ye geri döndüğümüzde doğanın, dalgaların, rüzgarın sesleri içinde büyük bir sessizlik ve boşluk içinde kalmıştık. Hiçbirimiz konuşamıyor, sadece telefonlara bakıyorduk. O saatten sonra da bizim için MAVİ YOL bitmişti. (Zaten İngiliz limanı da AKP genel başkanı Cumhurbaşkanının özel konukları için kapatılmıştı.)

‘’Dünyayı ve kendini iyileştirmek için ışığına sahip çık ‘’diyen ZAINAB SALBI’nın ÖZGÜRLÜK İÇİMİZDE BAŞLAR kitabını elime alarak sessizce uzandım. Olayları artık yalnızca düşünmekten kaynaklanan dar basitliklerle algılayamıyordum. İçimdeki korku ve öfkeyi öne çıkardığımda kendimi yıllardır savaştığım, iğrendiğim şeylerin içinde bulmaktan korkuyordum.’ ’Hakikat kral Artur’un kılıcı gibidir ‘’demişler. Hakikatler doludur, eğer onu tümüyle görmek ve elimizde tutmak istiyorsak, her açıdan tanımalıyız. Bu kolay bir iş değildir. Ancak niyetimiz gerçekten hayatımızın tahtında oturmaksa, o zaman kendimizle yüzleşmek olmazsa olmazdır. Bir Hint öyküsünde ‘’sabun satın aldığımız kirdir’’. Sabunu temizlemeye çalıştığımız kirle buluşturduğumuzda iki kir karışır ve birbirini nötr ederler. Bizim kirimiz bizlerin gölgesidir. Dünyayı kirlerden temizlemek istiyorsak, belki de önce kendi kendi kirlerimizi anlamalıyız diyor Zainab Salbi.

Yıllardır yanlış siyasetlerin içinde, değişimi gerçekleştirmek, çocuklarımızın yarınlarını aydınlık kılabilmek için verdiğim mücadelede gördüklerim, yaşadıklarımı düşünüyorum, içim yine acıyor. Bu süreçte düşman yaratmanın doğru olmadığını öğreniyorum. Eğer sessiz olmaya içimize dönmeye, neler olup bittiğini anlamaya, tüm iyiliklerimiz ve çirkinliklerimiz içinde gerçekleri görmeye vakit ayırmadığımızda sadece eleştiren, zalim, çözüm üretmeyen şiddet yanlısı kişilere dönüşüyoruz. Maalesef, güzelim ülkemizde olumsuzluklara, hala sürdürülen yanlışlara çözüm üretmesi gereken siyasetin iktidarı ayrı, muhalefeti ayrı. Karşı karşıya gibi durup sanki el ele insanları siyasetten uzaklaştırıp milleti canından bezdiriyorlar.

1 Kasım’da eve döndüğümüzden beri günlerce yazamadım. İçimden gelmiyordu. Ne yazacaktım? Yazınca Rıza Bey, Doğanlar apartmanlarında yitirdiğimiz canlar gerimi gelecekti. Kalan ömrünü engelli, travmalar içinde geçirecek olan İzmirli canları rahatlatabilecek miydim? Yaşadıkları yerleri tanımayan, yaşadıkları çevreyle barışık olmayan, kendi çıkarları için ne varsa tepe tepe kullanmayı alışkanlık haline getiren bir toplumun bireylerine mi dokunacaktı yazım? Yoksa en acı günlerde mağduriyetten siyasi rant elde etmeye çalışan sözüm ona siyasetçileri mi düşündürecekti yazım? Aklımızca Sadece televizyon seyrederek empati kurmaya vermiştik kendimizi.

Suçlular, suçlu olduklarını biliyorlar aslında. Sadece kendi çıkarları için, gelecek seçimlerdeki koltuk sevdaları için liyakatı, yurtseverliği, samimiyeti unuttuklarını suçlu olduklarını itiraf etmiyorlar. Binaları yapan mütahitler, tus sorumluları, proje dışı uygulamaları gerçekleştirenler, odalar, yerel yöneticiler, siyaset kurumları, kentsel dönüşümü imar affını ranta dönüştüren zihniyetler. İktidarın ve muhalefetin her kademesinde liyakat esaslı yönetim sistemini göz ardı edenler, tribünlerde oturup sadece eleştiren sözde akıllı çok bilenler bu ülke, çocuklarımız sizleri asla affetmeyecekler.

Günlerdir uykularım kaçıyor, kalbim sıkışıyor, torunlarım için, ülkemin çocukları için kaygılanıyorum. Ama masamın üzerinde ki gazetede gördüğüm fotoğraf ve anda TV’den izlerken duyduğum heyecan la yine irkilerek kendime geliyorum. Elif ve Ayda’nın depremin  61. Ve 91. Saatlerin sonunda gecenin ve gündüzün belli olmadığı karanlıklardan yaşama kurtarıcısının parmağını tutarak, el sallayarak ‘’merhaba ben  iyiyim’’ demeleri. Dilerim bizlere, tüm insanlara vicdanlara yaşamanın ölmek, vazgeçmek değil, direnmek olduğunu bir kez daha hatırlatır.

Elif ve Ayda; Bunca dert içinde boğuşurken, binlerce insanı salgında savaşta depremde kaybederken, gençlerimizin kadınlarımızın çığlıkları ve çaresizlikleri karşısında kahrolurken bir ışık gibi yeniden UMUTLA AYDINLATTILAR DÜNYAMIZI .

Elif, Ayda, Ceylin, Karan, Kuzey… Sevgili çocuklarım sizler çok yaşayın sağlıklı yaşayın ve umut olun dünyamıza olur mu ?

NOT: Mavi yolculuk da yaşadığımız deprem sonrası duygularımızı can dostum şair FİRDEVS ŞENGÜL’ün  deprem gecesi “Ay ışığını kadehine doldururken” yazdığı dizelerle anlatmak belki çok daha kolay olacak. Kalemine yüreğine sağlık sevgili kankam.

Ekim’i boynu bükük uğurladın Ege, Serçeleri korkuttun.

Fırından yeni çıkmış Ekmekler bile üşüyor.

Karanlığın derinliklerinde, evrenin yırtığında insan avazı

Akşamımı aydınlatan, kadehime dolan mavi ay utandı.

Kahkahaları sustu denizin. Hani ya;

Hani ya, yer gök maviye kesmişti

Hırçın gri bulutlar yayıldı Gökyüzüne

Yıldızları kustu deniz Martılar ter kettiler denizi

Ağaçlar yapraklarını uçurdu pervasızca

Şiirlerim yarım kaldı Karanlığın derinliklerinde,

Evrenin yırtığında İnsan avazı

Firdevs Şengül -31 ekim 2020 –İzmir depremi

ZİYARETÇİ YORUMLARI
YORUM YAZ